Türkiye dönüşüm sürecinden geçiyor ve 2026'da Türk pazarına bakarken bende giderek netleşen bir ilke var: yılın ikinci çeyreği, yeni bir teşvik paketinden çok daha fazlasını getirdi. 24 Nisan'da açıklanan “Türkiye Yüzyılı: Güçlü Yatırım Merkezi” programı, Türkiye'nin bölgesel bir finans ve operasyon merkezi olma konumunu güçlendirme yönünde stratejik bir hamleye işaret ediyor. Yatırımcılar, üst düzey yöneticiler ve girişimciler için bu değişen ortamı anlamak, önümüzdeki beş yıllık iş planlarını doğrudan şekillendirebilir.
Özellikle dikkat edilmesi gereken birkaç gelişme var.
Vergi ve İhracat Reformu
Yazılım, mühendislik, tasarım ve veri merkezi hizmetleri de dahil olmak üzere belirli hizmet ihracatlarında, yurt dışına sunulan hizmetlerden elde edilen gelir artık %100 kurumlar vergisi muafiyetine tabi. Bunun yanında, İstanbul Finans Merkezi üzerinden yürütülen transit ticarette kurumlar vergisi oranı %0'a indirildi, üretim ihracatçıları için ise %9'a düşürüldü. Türkiye'de şirket kurma kararını değerlendiren yabancı bir şirket için bu, hesabı önemli ölçüde değiştiriyor.
HİT-30: Geleceğin Sektörlerine Yatırım
Türkiye; yarı iletkenler ve çip üretimi, yeşil enerji, batarya teknolojileri ve açık deniz rüzgar enerjisi başta olmak üzere geleceği şekillendirecek sektörlere ciddi teşvikler sunuyor. Milyar dolarlık destek paketleriyle amaç yalnızca yatırım çekmek değil; bütün bir teknoloji değer zinciri kurmak.
Tek Elden Ofis
Büyük ölçekli ve stratejik yatırımlar için lisanslama, izin ve arazi tahsisi süreçleri artık tek bir temas noktası üzerinden yürütülüyor — yani daha az kurum ve çok daha koordineli bir süreç. Bu süreci doğru yönetmek yine de hangi kapının önce açılması gerektiğini bilen bir ortak gerektiriyor; doğru danışmanlık ortaklığının değeri de burada ortaya çıkıyor.
Sadece Sermaye Değil, Yetenek de
Teşvik edilen tek şey sermaye değil; uzmanlık da öyle. Son üç yıl içinde Türkiye'de vergi mükellefi olmamış yabancı yönetici ve profesyoneller, Türkiye'ye yerleştikleri takdirde belirli yurt dışı kaynaklı gelirlerinde 20 yıl süreyle vergi muafiyetinden yararlanabiliyor. Bölgesel bir merkez kurmayı değerlendiren küresel şirketler için bu, yalnızca operasyon maliyetini değiştirmiyor; insanların, yönetimin ve operasyonların nerede konumlanacağı denklemini kökten değiştiriyor. Taşınma kararı giderek yalnızca kurumsal değil, kişisel bir karar haline geliyor ve kalıcı olarak kurgulanmış bir yaşam transferi kadar özenle ele alınmayı hak ediyor.
Türkiye artık kendini yalnızca bir üretim üssü olarak değil, bir yönetim, teknoloji ve finans merkezi olarak konumlandırıyor. Beş yıl ileriye bakan yatırımcılar için soru artık sadece “Neden Türkiye?” değil, “Türkiye uzun vadeli yapımızın bir parçası nasıl olabilir?” sorusu.
Bir pazarı değerlendirmenin doğru zamanı, kurallar tamamen değiştikten sonrası değil, değişimin yönü belirginleştiği andır. Bu stratejik zamanlama, daha kısa sürede daha fazlasını başarma ve fırsatlar doğduğunda daha hızlı hareket etme potansiyeli yaratır.
2026, bir sonraki yatırımınızın ya da bölgesel operasyonunuzun nerede kurulacağını yeniden düşüneceğiniz yıl olabilir mi?